Hedef

Bugün yazmak istediğim şey hayallerim. Olmayan hayallerim diyelim biz ona çünkü çok uzun zamandır hayalini kurduğum ve başarmaya çalıştığım bir ereğe sahip değilim. Peki bu duruma nasıl geldim, eskiden de mi böyleydim hadi biraz inceleyelim.

Evet ilk paragrafı bir hafta önce yazmış olabilirim ve arada geçen zamanda bir takım düşüncelerim şekil değiştirmiş olabilir. Öncelikle sevgiden başlamak istiyorum. Bana kalırsa hayattaki en güzel şey birini ya da bir şeyi sevebilmek. Eski bir dostumun dediği gibi sevgi tek bir çeşit değildir. Bir insanı sevmek, bir bitkiyi sevmek, bir hayvanı sevmek. Aslında hepsini bir kenara bıraksak dünya üzerindeki insan sayısı kadar sevme çeşidi çıkacak ortaya, çünkü hepimiz bambaşka yetenekleri olan birbirinden farklı insanlarız.

İlk aşık olduğumda anaokuluna gidiyordum ve Beste diye bir kıza aşık olmuştum. 6 yaşında çocuk bir aşktan ne anlayabilirse, hiçbir fikrim yok, o kadar anlıyordum ve aşık olmuştum. Hatta hiç unutmadığım rüyalarımdan birisidir, fotoğraf çıktısı alırken bütün ekranı küçük resimlerle kaplama seçeneğini hatırlarsınız, biraz kötü tarif ettim ama daha güzelini yapamıyorum, işte öyle bir ekran düşünün ve o fotoğrafların Beste olduğunu düşünün. Öyle komik bir durum yani. Çapkınlığım o zamanlardan kalma galiba, ikinci dönem, adını ne yazık ki hatırlayamadığım, başka bir kıza aşık oldum ve onunla birkaç kere el ele bile tutuştuk.

İlkokulda, bilmiyorum herkes aynı durumu yaşamış mıdır, sınıfta bir güzel kız vardı ve bütün erkekler ona aşıktı. Tabii hiçbirimiz cesaret edip de konuşmamıştık. Dördüncü sınıfta şiir yazma yeteneğimi keşfettim. Fen bilgisi dersinde grup projemiz için bir doğa şiiri, sonra da bir daha hiç doğa şiiri yazmadım.

Orta okulda işler biraz daha ciddiye binmeye başladı tabii, herkesin birer ikişer ergenliğe girdiği dönemlerden bahsediyoruz. Bir sene önce herkesten uzunken kısa kalmam vesaire. O kadar aktif bir ortaokul hayatım oldu ki. Hem koro, hem bando, hem tiyatro. Ayrıca satranç kulübündeyim. Hangi taşı kaldırsan altından çıkıyorum ve bu durum, imkanları çok güzel ama çevresi görece kötü olan okulumda beni genç kızların gözünde bir adım öne çıkarmıştı. Çok komik bir anımdan da bahsetmek istiyorum, bir gün arkadaşlar arasında konuşurken bana “Murat, şu kız senden hoşlanıyor” dediler ben de “keşke o değil de yanındaki Başak hoşlansa dedim” , adını bilmiyordum ama açık kahve saçları olduğu için adı Başak olmalıydı. Neyse sonra gerçekten o hoşlanıyor çıktı ve biz birbirimize küçük notlar göndererek önce konuştuk ve sonrasında ben gidip çıkma teklif ettim. Evet buraya kadar her şey çok güzel fakat şöyle bir sorun var, şimdi ne olacak, yani çıkınca ne oluyor arkadaş, kimse bize bundan bahsetmedi. Tabii böyle olunca yine bir notla, fonda ‘severek ayrılanlar’ çalarak, ayrıldık.

Lise benim için bir hayal kırıklığının başlangıcı oldu. Göldeki büyük balıkken, denizdeki küçük balığa dönüştüm. Ön planda olmaya alışmış olan ben büyükler ligine çıkınca biraz köşeme çekildim. Sonra hemen gördüğüm en güzel kıza aşık olmaya çalıştım ama bunun karşılık bulması çok zordu. Ben daha ergenliğe daha yeni yeni giriyordum ve bu konularda tecrübesizdim. Ona ne katabilirim diye soruyordum kendime. Tamam lisede de spor yapıyordum orası ayrı ama artık etrafımda benden başka ‘popüler’ çocuklar vardı. İşin özeti daha çok ders ve sporla geçen bir lise döneminden geriye kalan güzel arkadaşlıklar oldu. Fakat ben duygusal anlamda istediğimi alamamıştım ve bu yüzden lise günlerini hatırlamak pek işime gelmiyor açıkçası.

Peki bütün bu aşk hikayelerinin hedeflerimle ne alakası var diye sorabilirsiniz. Liseden mezun olup İngilizce hazırlığa başlayınca dedim ki kendime, Murat işte değişim şimdi başlıyor. Önce saçlarımı üç numara yaptım sonra gözlükleri çıkartıp lens takmaya başladım ve bu sefer kick-box yerine fitness’a gitmeye başladım ve kilo alıp biraz daha kalıplı bir insan haline geldim. Tabii bir yandan da kitap okuyarak düşüncelerimi geliştirmeye ve o aranılan insan olma yolunda çalışmalara başladım. Bir şairin de dediği gibi “Bu için için oluşum, ben seni bulunca, sen de beni bulasın diyedir.” dedim ve her gün bir adım daha ilerde olmak için uğraştım. Ve hayalini kurduğum ilk hedef “benim sevdiğim insanın da beni sevmesi” oldu.

Bugüne kadar sadece bir kere, ‘başarabilmiş gibi’ olduğum bir hayal belki ama hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak kendimi geliştirdim. Geriye sadece bu sevgililer ne konuşuyor ya da flört nasıl edilir kısmı kalmıştı ki onu öğrenmem bir senemi aldı. Birçok başarısızlıktan sonra artık kadınlarla konuşmayı öğrenmiştim. Ve artık şöyle düşünüyordum, eğer birisini gerçekten seversem, o da beni sevebilirdi. Ona katabileceğim çok şey vardı.

Okuldan mezun olup, para kazanmaya da başlayınca tamam dedim işte şimdi benim sıram. Fakat hiç öyle olmadı. Belki ben çok hazırdım ama karşımda sevebileceğim insanlar yoktu. Artık herkeste bir kusur bulmaya başlamıştım. Gerçi eskiden beri hep en güzelin peşindeydim ve kendimle bu kadar uğraşmam da onun içindi. Benim bu saflığımın karşında da hep farklı niyetler buldum. İş böyle olunca ve ben de artık yapabildiklerimin farkına varınca, kendi kendime bir şeyleri ispat etme çabasına girdim. Sonunda kimseye bir şey ispatlayamadım ve Bukowski’nin kadınlar kitabının sonunda söylediği gibi, kendimden kaybettiğimin farkına vardım. Çünkü karşımdaki insanları kandırmadım ama onları sevmeye çalışarak kendimi kandırıyordum. Yapay bir yalnızlığın ortasında buldum kendimi. Günümüzde medya tarafından sıkça gözümüze sokulan cinsellik ve bu ilişkiye sahip olamamanın getireceği yapay mutsuzluk beni sonu olmayan bir arayışa itiyordu. Bu konudan Cicero, Yasalar Üzerine adlı kitabında bahsetmiş ve cinsel dürtülerle hareket etmeyi, onun kontrolü altında olmayı ilkellik olarak yorumlamıştı. Aldığım eğitim bana, sevgisiz olan her şeyin yanlış olduğunu söylüyordu ve kendimle olan çatışmam beni yıpratıyordu. Fakat şöyle de bir soru vardı ki, insanları tanımadan onları nasıl sevecektim ya da tanımadan sevmek sadece bir bedeni sevmek değil miydi. Bu sorunun cevabını hala bulamadım. ‘Erkekler önce sever sonra tanır, kadınlar önce tanır sonra sever’ kalıbına hiç girmiyorum.

Yani bugüne kadar en büyük hedefim sevgi oldu ve o yolda kazandığım yetenekler yanıma kâr kaldı. Bundan sonrası için beş yıllık kalkınma planımda, daha çok kitap okuyup, daha fazla insanı bilgilendirmek ve içinde bulundukları derin uykudan uyandırmaya çalışmak olabilir. Ya da geniş bahçeli bir evim, keçilerim,tavuklarım ve köpeklerimle gözlerden uzak, doğayla iç içe huzurlu bir hayat. Yazı çok uzun oldu ve yine fazla ayrıntıya giremeden anlattım çünkü ayrıntılı yazılırsa hayat hikayem olabilir. Sonuna kadar okuyan herkese sabrı için teşekkürler. Sevgiyle kalın.

Yorum bırakın