Vagon

Lanet olası otobüsten kavga etmeden inebildiği için kendini şanslı hissediyordu. Ağır çantasını yere koyacak dahi bir boşluk bulamadığı otobüsten, inenler olmasına rağmen hiç kimse arkaya doğru ilerlememişti. Çantasını göğsüne asmak aklına gelmiş de arkaya ilerlemeyenleri asmaktan vazgeçmişti. Ah, öyle bir yasa çıkarabilseydi. Anında infaz ederdi hepsini. Çantasında sırf bu yüzden ip taşıyordu. İdam bağı yapmayı da sevdiği bir arkadaşından öğrenmişti. Arkadaşının neden bildiğine aldırmamakla hata yaptığını, cenazesine giderken anladı.

Trenin ilk durağında otobüsten indi. İlk durak bomboş vagonlar demekti. Birinci vagona doğru gitti. Kimsenin oraya kadar yürümeyeceğine inanıyordu. Haklıydı. “Etrafımda kimse yok, ne güzel” diye düşündü ve yayılmadan oturdu. Kitap okumak istiyordu. Polisiye bir kitaba başlamıştı ve her fırsatta devam etmeye çalışıyordu. Bugün solundan kalktığını hesaba katmamıştı.

İkinci durakta vagona binenler oldu. Bağıra bağıra konuşan iki kadın çaprazına, bacaklarını sonuna kadar açıp iki kişi oldukları halde dört kişilik yer kaplayan serseriler karşısına ve rugan ayakkabılarına aldırmadan kısa çorap giyen adam bir boşluk bırakarak yanına oturdu. Kapı kapanmak üzereyken binen yaşlı adam trenin hareketiyle birlikte yere düştü ve boynunu kırdı. Tamam boynunu kırmadı ama oturmakta acele etmediği için kendini koltukların üzerine uzanmış halde buldu. Hatasını anlamış olacak ki görüntüsünden beklenmeyecek çeviklikte doğruldu ve bu sefer kendini bırakması gereken yeri tutturabildi. Kadınlar bütün bu olay boyunca hiç durmadan konuştu ve serseriler en ufak toplanma belirtisi göstermedi. Elini çantasındaki ipe attı ve yerinde olduğunu gördü. Tek sorun sadece bir ip olmasıydı. Diğerleri sıra beklemek zorunda kalacaktı.

Aklından geçenleri kitapta mı okumuştu yoksa sayfaya bakarken kendi mi düşlemişti anlamadı. Kızgındı. Çocukken bindiği bir trende boş yer olmasına rağmen saygısız kişiler onun oturmasına izin vermedikleri için direğe kafa atmış ve sağ üst ön dişini kırmıştı. Yeni dişi yapılana kadar sınıfındaki herkes onunla dalga geçmiş ve dişi yapıldıktan sonra bile adı dişsiz kalmıştı. Bu yüzden artık sabrı taşmak üzereydi. Aralarında bir kişilik boşluk bırakıp, iki yanındaki koltuğa oturan rugan ayakkabılı ve kısa çoraplı adam, elini boş koltuğun üzerine koyup bacak bacak üstüne attı. Bir gözü kitapta bir gözü adamın elindeydi. “Hele bir kaysın o el ve bana değsin, yanlışlıkla azıcık ayakkabısının ucu pantolonuma sürtsün, çenesinin ortasında bulacak yumruğumu.” Kitap okumaya devam edemediğini anladı fakat kitabı bıraktığı anda aklı sadece o adamla meşgul olacaktı ve çenesine vurmak için beklemeyebilirdi.

Kitapta polisin yaklamak istediği adamın resmi vardı. Kalın kaşlı, çıkık bir alnı olan, siyah kısa saçlı ve siyah maskeli, 1.80 boylarında zayıf bir adamın resmi. Rugan ayakkabıları ve çorabına kadar aynıydı. Bu kadar benzerlik fazlaydı. O resmin kitaba ait olmadığına emindi ama ispatlayamıyordu. İneceği durağa daha çok vardı. Durakların yazdığı ekranda “herkes görevini bilmeli” yazdı. Onun ineceği durak bu değildi fakat görevinin ne olduğunu biliyordu. Tren fren yaptığı anda yanındaki adamın çenesine sol kroşe vurdu. Adam yere düşüp boynunu kırdı. Kimse vurduğunu görmemişti, sadece tren fren yapmış ve adam yere düşmüştü. Boynunun kırıldığını da çıkan seslerden anladılar. Kimse eğilip de adamı muayene edecek durumda değildi. İlk düşen yaşlı adam biraz vahlandı sadece. Koltukların üzerine değil de yere düşseydi onun da boynunun kırılacağını bildiği için belki de. Görevi henüz bitmemişti. İnmesine daha üç durak vardı ve öldürmesi gereken dört kişi. Yaşlı adam zaten en fazla iki durak sonra kendi kendini öldürürdü.

Kadınların sezgilerinin güçlü olduğunun bir şaka olmadığını anladı. Koşarak arka vagona doğru kaçmışlardı ve peşlerinden gidecek değildi. Kadınların birden koşması, yaşlı adamın tansiyonunu yükseltmiş olacak ki bir sonraki durakta yaşlı adam elini kalbine götürür götürmez yere düştü ve kalp krizi geçirirken boynunu kırdı. “İki durak bile dayanamadı” diye geçirdi içinden.

Geriye sadece serseriler ve o kalmıştı. Avuçlarının terlediğini hissetti.Sona gelince biraz heyecan normal sayılır. Karşıya geçip aralarına oturdu. İkisi de bacaklarını sonuna kadar açtıkları ve tavana baktıkları için bacaklarını birbirine bağlayabilmişti. Görevini biliyordu. Tren daha perona gelmeden kapıyı açtı ve vargücüyle çektiği serserileri aşağı attı. Yapmaması gerektiğini bildiği halde yerde sürüklenen serserilere el hareketi çekti. Saygısızlıktı yaptığı. Kendi ayağına da bağladığı ip onu rayların üzerine sürüklerken, sebepsiz bir ölümü kaldıramayacağını biliyordu.

Yorum bırakın