Sorgu

Ne zaman yeni bir yazı için çalışmaya başlasam önce eski taslaklarımı gözden geçiriyorum. Belli bir süre dinlenmeye bıraktığım yazılar, zaman geçtikçe daha çok beğeniyorum onları. Bugün de öyle bir gün oldu. Sayfamda İngilizce yazılar da paylaşmak istiyordum ve sevdiğim bir anımın çevirisini yapmıştım ama dilde kusurlar olabileceğini düşündüğüm için paylaşmaktan vazgeçmiştim. Biraz önce o yazıyı paylaştım. Tekrar okudum ve anlaşılır buldum. İyi okumalar diliyorum.

Giriş paragrafını böylece atlatmış olalım. Yazmak istediğim bir kaç konu vardı ama bir türlü nasıl giriş yapacağımı bulamıyordum. Öncelikle benden sürekli ilgi bekleyen kişiler hakkında yazmak istiyorum. Hayatımın bu döneminde bütün enerjimi kendim için harcıyorum. Hayatımı değiştirmeye çalışıyorum. Gemiyi bırakmak istiyorum, kendime bir tutku buldum ve bu tutkuyu mesleğim haline getirmeye çalışıyorum. Sürekli yaşadığım bir sorgulanma stresi altındayım. Askerden döndüğümden beri babam benimle konuşmayı bıraktı, gemiye çıkmayacağımı söyleyince bana tepkisi bu oldu. Yıllardır hep gemide olduğum için İstanbul’da bir ev tutmamıştım ve gelip gittiğim zamanlarda otelde kalıyordum. Şu anda haftanın beş gününü orada geçiriyorum ve hala kendime bir ev açmadım. Liseden bir arkadaşım bana evini açtı ve beni evinde misafir ediyor fakat benim yaşımda ve benim karakterimde birisi için bu çok zor. Benden kira almasını teklif ettiğimde bunu kabul etmemesi de işlerimi iyice zorlaştırdı. Murat ne bekliyorsun imkanın var kendi evini açsana diyebilirsiniz. Ev fiyatları, kira fiyatları böyle saçma rakamlara çıkmışken bana hiç mantıklı gelmiyor tek başıma yaşama fikri. Paramı gereksiz yere harcamak istemiyorum. Kaplumbağa gibi sırt çantasıyla yaşamaya devam ediyorum. Belki de beni genç tutan şey bu ama emin değilim. Geleceği düşünmemeye çalışıyorum, her insanın ölecek yaşta olduğunu biliyorum. Son kontratımda ölümle burun buruna geldiğim anlarda hep pişman oldum gemide olmaktan. İstediğim hayatı yaşayamadan ölebileceğim düşüncesi beni çok yıprattı ve bugün geminin benim için ifade ettiği tek şey ölüm. Mesleğime çok şey borçluyum doğru fakat bir yerde dur demeliydim. Yıllar önce, okuldan mezun olurken, aklımda sadece iki kontrat çalışıp biraz para biriktirip oyunculuğu kovalamak vardı. Sahnede olmayı seviyordum. İlkokuldan başlayıp lisans diplomamı alana kadar geçen sürede hep ön plandaydım. Hep bir gösterinin içindeydim. Yarışmalara katılıyordum. Spor, sanat, bilgi yarışmaları. Çocukluğumdan beri farklı dallarda kendimi yetiştirdim ve bugün sorduğum soru şu; Eğer öğrendiğim şeyleri hayatımda kullanamayacaksam ben bunları neden öğrendim? Neden spor yapım, neden kitap okudum neden tiyatro oynadım, neden korodaydım, neden bando takımındaydım, neden? Öğrendiğimiz her şeyin aslında bize bir yük olduğunu çok geç fark ettim. Bunu sizin de düşünmenizi istiyorum. Bilmediğiniz bir şey öğreniyorsunuz, varlığını daha önce tanımadığınız bir şey ya da tatmadığınız bir yemek gibi de düşünebilirsiniz. İnsan bilmediği bir şeyi özleyemez. Ama bir kere onun tadını aldığında artık o işi yapamadığın ya da o yemeği yiyemediğin zaman kendini eksik hissedersin. Gemide yaşadığım duygunun özeti işte bu. Kendimi geliştirdiğim her şeyi elimden alan bir yerde, salt para için, iletişim kuramadığım, kurmak için kendimi değiştirmek ve olmadığım biri gibi görünmek zorunda olduğum, insanlarda bir arada olmak. Eğer benim için çizilmiş yol başından beri buysa ben neden bu kadar çok yönlü yetiştirildim? Yeteneklerimi kullanamadığım için kendi kendimi tüketmem ve kendimi gerçekleştirememe duygusunu sürekli içimde taşımam için mi?

Karanlığımın bir kısmını elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Her şeyin olması gerektiği zamanda olacağına inandığım için kendimi rahatlatmaya çalışıyorum ama etrafımdaki sesleri susturamıyorum ve sesleri olmasa bile bir bakışlarıyla beni kendimden şüphe etmeye sürüklüyorlar. Artık kimseye bir şeyleri açıklamak istemiyorum. Yeni tanıştığım ve büyük ihtimalle benden etkilenen insanlar bana bir sürü sorular soruyor. Ben soru cevaplamak istemiyorum. Çünkü bu soruları boşuna sorduklarını biliyorum. Gerçekten öğrenmek isteyen kişileri ayrı yerde tutuyorum çünkü gençlik yıllarım boyunca mentor eksikliği yaşadım ve işin sonunda kendi mentorum oldum. Yardım isteyenlere tabii ki yardım edeceğim, elimden ne geliyorsa. Fakat sadece beni eleştirebilmek için sorulan sorular ya da benden etkilenmek istedikleri için sordukları sorular çok gereksiz. Evimi kaplumbağa gibi sırtımda taşıyorum demiştim. Hayatımı da öyle yaşıyorum. Acele etmiyorum. Birisinden etkilendiğimde ve tanışmak istediğimde bile sakinim. Önce biraz zaman geçmesini bekliyorum. O beni görsün, ben onu göreyim, biraz gözlem yapalım. Biraz konudan saptım. Bir kız arkadaşımın bana yaptığı serzenişin aynısını Babannem de yapınca durun dedim. Onları aramamışım. Onların tedavi olduğunu biliyormuşum ama sormamışım. Sormadım evet çünkü kendimle ilgileniyorum. Sürekli kendimi ve yaptığım işi düşünüyorum. Sürekli bir yerden bir yere gidiyorum. Sevdiğim arkadaşlarımla görüşemiyorum. Birçoğunun doğum gününü kutlamayı bile unuttum. İlk fırsatta görüşelim dediğim bir arkadaşımla 3 ay sonra görüşebildim. Tek fark şu, onlar beni hayatlarından çıkartmak istemediler. Beni tanıyorlar, onları aramıyor olmamın onları yanımda taşımadığım anlamına gelmediğini biliyorlar. Hayatıma giren kimseyi unutmadığımı biliyorlar. Bunun ne kadar büyük bir yük olduğunu da ben biliyorum ama orası farklı bir konu. Yani istediğim şey sadece biraz sabır ve anlayış. Yapmadığım hiçbir şeyi karşımdaki insanlardan beklemediğimi biliyorsunuz.

Yakın zamanımın özeti şeklinde bir yazı oldu. Kendime albüm gibi kendime yazı. Sevgiyle ve sevdiklerinizle kalın.

Yorum bırakın