Nereden başlayacağıma karar veremedim bu yüzden ortasından balıklama atlıyorum konuya. Bir yıldır karadayım ve bu süreçte en büyük enerjimi tırmanışa ayırdığım için bu yazı biraz gecikmiş bir yazı olabilir. Beni en çok etkileyen şey duvardaki hareketlerimin hayatımın bir yansıması olmasıydı. Hayatımda ne kadar garantici bir insansam, tırmanırken de böyle davranıyordum.
Tırmanışta çok farklı tarzlar olmasına rağmen hamleler ikiye ayrılıyor; statik ve dinamik. Benim tırmanış tarzım tamamen statik bir tırmanıştı. Hayatta nasıl kendimden emin olmadan hamle yapmıyorsam ya da bir şeyin üzerine atlamıyorsam duvarda da aynıydı. Son derece kontrollüydüm. Bu yansımayı duvarda görmek beni çok etkilemişti. Daha önce pek çok farklı spor yapmıştım ama tırmanış için önemli olan şey parmakların kuvvetiydi. Hiç parmaklarımı çalıştırmamıştım. Başlarda eğimli duvardan çok korkuyordum. Ya parmaklarım kayarsa, ya tutamazsam, ya düşersem. Düştüğüm yer minderdi. O yüzden herhangi bir sıkıntı olmayacaktı ama içimdeki düşme korkusunu yenemiyordum. Defalarca belli hamleleri deneyip, defalarca düştükten sonra bu korkuyu biraz yenebildim. Artık hamleyi yapmadan atlamak yerine hamleyi yapıp, tutamayacağımı bile bile hamleyi deneyip düşüyordum.
Aylar geçtikçe parmaklarım güçlendi ama ben sportif olarak yeni şeyler öğrenmekten geri kalmadım. Tırmanışı güzel yapan tek şey bütün vücudu çalıştırması, rotayı çıkabilmek için hamleleri düşünmek, plan yapmak değildi. Tırmanışta tanıştığım insanlar da bu sporu bana sevdiriyordu. Güzel insanlarla tanışıyordum. Bana benzeyen insanlarla tanışıyordum. Benim başarmak istediğim şeyleri başarmış, benden bambaşka bir yolu yürürken benimle benzer bir arayışa girip yolunu değiştirmiş ve şimdi mutlu olan, yazılarımı geliştirmem için bana kitap tavsiyelerinde bulunan, ekonomi tartışabildiğim, dans edebildiğim dostlarla tanıştım. Yerli yabancı bir sürü güzel insan.
Salon tırmanışından sonra doğada tırmanışı da denedim. Kaya tırmanışı. Salonda 5 metrelik duvarlarımızda “boulder” antrenmanı yapıyorduk. Kaya tırmanışında yüksekliğin bir sınırı yoktu. Devreye daha önce kullanmadığım ekipman giriyordu. Eskiden sadece kollarıma ve bacaklarıma güvenirken, şimdi ; ipe, kemere ve emniyetçiye güvenmek zorundaydım. Ayrıca salonda nereyi tutacağım, ayağımı nereye basacağım belliyken kayada böyle bir şey yoktu. Tutabileceğim yerleri bulmak zorundaydım. Doğaçlama gidiyordum, tutuşlar sürekli değişiyordu. Ayaklarımı koyacak yerleri bulmam epey zorlaşmıştı. Yerden yükseldikçe artık korkum artıyordu. Ya ipe bir şey olursa, ya emniyetçi bir anlık dikkatsizlikle ipin kontrolünü kaybederse, ya burdan aşağı düşersem. Ekipmana yabancı olduğum için korkuyordum. Bir başkasına güvenmek zorunda olduğum için korkuyordum. Ben duvardayken aşağıda geçen en ufak konuşma dikkatimi dağıtıyordu ve korkutuyordu. Evet, bir hata yaptığımda olduğum yerde kalacağımı biliyordum ama yine de alışmamıştım. Hem korkarak hem de merak ederek ilk kaya etkinliğimin sonuna gelmiştim. Korkularımla yüzleşebiliyor olmak beni mutlu ediyordu. Çünkü gelişmek için bunu yapmalıydım.
Toparlamak gerekirse hem ruhsal olarak hem de bedensel olarak yaptığım bu aktiviteden memnunum. Bütün arkadaşlarımın da tırmanmasını isterim 🧗🏻 Sevgiyle ve tırmanışla kalın.
Birkaç fotoğraf ekliyorum.



