Akşamdan kalma sarı bir ışık,
Sahipsiz iki terlik kapının yanında.
Masanın üstünde birkaç not.
Temmuz ayının ortasında,
Güneş alan oda soğuk.
Sahi kimden ayrılmıştım o yaz. Ne kadar yalancı olduğumu siz bilmezsiniz. Hiç kimsenin evimde bir çift terliği olmadı. Tamam tamam, terliği olanlar toplanıp beni linç etmesin. Terliğiniz olsa bile ev benim değildi. Hatırladım. Evin içi birden soğumuştu da ben fırsat bu fırsat bir şeyler yazmaya başlamıştım. Yalnızlığa çok fazla alışmanın böyle garip etkileri olabiliyor. Sessizliği kendi konuşmalarımla bölmek gereksiz kelimelerin beynime hücum etmesinden çok daha iyi. Ben kendimi iyi bir manipülasyon ustası sanırdım ama benimle oynamak da sandığım kadar zor değilmiş. Yeter ki kendimi zor durumlara sokmuş ve belli bir hedefe en kısa sürede ulaşmak arzusunda olayım. Bana istediğiniz her şeyi yaptırabilirsiniz. Tabii siz benim ne kadar yalancı olduğumu bilmezsiniz. İstemediğim şeyleri sadece çok kısa süre yaparım. Basit zevkler de en fazla iki hafta yaşar vücudumun üstünde.
Neyse işte o terliklerin sahibi gitti. Dilini tutamayan kapı pişman oldu, zamanı durduramayan saat de çaresiz. Kimin eviydi orası. Benim hiç evim olmadı çünkü. Çok güzel odalarım vardı. Büyük evlerin içinde, bazen büyük bazen küçük odalar. Kalabalık yerlerde çok bulundum. Şehir çocuğuyuz o kadar olacak. O kalabalığın bakışlarına, düşüncelerine, seslerine, hareketlerine ve umursamazlığına çok alışkınım. Herkesten kaçabilmeyi de iyi öğrendim. Kalabalığın içindeyken onlardan uzak kalmak kolay. Aşılmayacak duvarlarımla herkese belli bir mesafede kalarak kendimi çamurdan korumak. Pasifik okyanusunun ortasında, en yakın karaya 15 gün mesafede olmak, beğenmediğin kalabalığın, saçma koşuşturmanın, gereksiz seslerin, farklı yüzlerin değerini hatırlatıyor. Ben kalabalığa alışmış, kalabalıktan nefret etmiş ve kalabalığı özlemiş biri miyim? Bütün duygular gibi özlem de belli bir ana ait. Sahip olmadığımıza özlem. Aşkı ve sevgiyi birbirinden ayıran. Sadece bir kere dudaklarım aşkı tattı. Acı biber yemeye de ondan sonra başladım. Ulaşılmaz birisinin varlığını uzun süredir tatmadım. Ulaşılmaz dediysem her gün görebileceğim halde ulaşılmaz olan birisinden bahsediyorum. Yoksa liste uzar gider.
Bugün yine güneş var. Hermann Hesse okuduktan sonra daha az düşünmeye başladım. İnsanlar düşünmek için yaratılmamıştır diyordu. Durun kitaptan o bölümü bulayım. Biraz bekleyin. Ben kitabı bulana kadar gereksiz konuşmalarla sessiz bekleyişi bozarım merak etmeyin. Kitap diğer odadaymış. Az kaldı. Kitabın başlarında söylemiş. Bu kadar da hızlı ve güçlü bir başlangıç. ” Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur.” Ben de bu cümleleri okuduktan sonra düşünmeyi bıraktım. Hemen değil. Önce Hermann’ın 4 kitabını daha okudum, sonra. Üniversitede okurken de böyle birkaç yıl geçirdim, düşünmeden. Farkındaydım, beynimi hiç kullanmıyordum. O da çok şey yapmamıştı bu duruma. Benim de zamanım gelecek, ben seni bir kaşık suda boğacağım günü bilirim diyordu.
İntikam almayı beceremeyen biri olarak, beynimin böyle bir şeyi başarmasına şaşkınım. 4 yıl atıl kalıp hayatımın altını üstüne getirme planları yapmış ve en zayıf olduğum anı beklemiş. Hayat ve ölüm arasında yürürken ipin biraz dışına kaydığımda beynim için gerekli koşullar sağlanmıştı. Düşünmediğim, bunu devam ettirebilmek için düşünmek zorunda kaldım, her şeyi hatta düşündüğümü sandıklarımı da yüzüme vurdu. Beni hayata baştan başlamak zorunda bıraktı. Sonra sen gör kalabalıklar içindeki yalnızlığı. Bu sefer sadece duygusal değil düşünsel bir yalnızlığın da içine attı beni. Onların moru benim alım oldu. Benim morum yine benim morum orası ayrı. Güneşin ışığını ayrı yere ayın ışığını ayrı yere düşürdü. Beğendiğim uzun boylu at suratlı modelleri ayrı yere. Beynim yüzme biliyormuş meğer.
Tabii güç her zaman el değiştirir. Yüzme bilsin bilmesin artık teknenin içinden izliyor denizi. Atlayıp sandaldan suya, düşemiyor. Bana sancılı yıllar yaşattıktan sonra onu yine kendi yoluyla tuzağa düşürüp intikamımı aldım. Bak şöyle yaparsak senin sağlığın için daha iyi olur. Bu iş sana göre değil, burada iyi düşünemiyorsun diye kandırıp, sudan çıkardım onu. Kalabalıklara biraz daha karışabilir oldum. Şimdilerde bir orta yol bulmak istiyorum. O da isterse karşılıklı bir anlaşmaya varabiliriz.
Şimdi beni bir mavi almış gidiyor
Bütün dertlerin ardımda kaldığı yalanı
Gökyüzü,
Güneşin batışını ikiye bölen bulutlar
Görmeyi çok sevdiğin yıldızlar
Sen yoksun.