Düşman

Kendimle gurur duyuyorum. İki hafta önce bu cümleyle bir salı gecesini yalnız kapatmıştım. Sonunda değişiyordum. Yıllardır hayalini kurduğum değişim başlamıştı. Uzun süreler cinsel perhizlerim olmuştu fakat bu farklıydı. O zamanlarda kendimi ateşten olabildiğince uzak tutuyordum. Şimdi, kendimi ateşin içine atıp, yanmadan çıkabildiğimi gördüğüm için kendimle gurur duyuyorum.

Hayatın beni test etmesi her zaman çok manidar olmuştur. Ne zaman kendimle ilgili bir şeyden şüphe duysam, hayat bunu denemem için karşıma bir sınav çıkardı. İki örnekle konuyu açıklıyorum. Okulda hiyerarşik bir düzenimiz vardı ve üst dönemler alt dönemleri çoğunlukla gereksiz ego tatminleri için eziyordu. Okulun kapısından dışarı çıkarken “Sana karşılık veremeyen alt dönemlere laf söylemek kolay ya dışarıdaki tanımadığın insanlara karşı nasıl davranıyorsun Murat” diye kendimle tartışıyordum. Kapıdan birkaç adım uzaklaştıktan sonra önümde 3 serserinin uçamayan bir martıyla uğraştıklarını gördüm. İşte kendimi denemem için bir fırsat. Bu yanlışa karşı ne yapacaktım. Sadece bana karşılık veremeyecek insanlara mı gücüm yetiyordu yoksa herkese karşı aynı mıydım ? Bir yerde görmüştüm, ihtiyacımız olan sadece 10 saniyelik bir cesaret diyordu. Benim için de öyle oldu ve yanlarına gittim. Hiçbir şey söylemeden öylece durdum ve onlara bakmaya başladım. Beni yanlarında görünce şaşırdılar ve hepsi martıyı bırakıp bana döndü. “Martının size ne yaptığını anlamaya çalışıyorum” dedim. Anlamadılar, tekrarladım. Martı, o anlık boşlukta uzaklaştı ve kendini kurtardı. Serseriler bana bir cevap vermediler. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Daha yanlarına yaklaşmadan, kavga çıkarsa onlara nasıl saldırırım diye düşünmüştüm. Ama bir şeyi aklımda tasarlamakla gerçekleştirmek bambaşka şeylerdi. Uzaklaşmak istiyordum. Martı kurtulmuştu, adamlar bana bir şey dememişti. Gitme vakti Murat. Hızlı adımlarla yürürken arkamdan seslendiler. Durdum. İşte şimdi heyecan başlıyordu. “Biz istesek kafasına basar ezeriz martıyı” dediler. Cevap vermedim. Önce hangisine ve neresine vuracağımı düşünüyordum sadece. Başka birkaç şey daha geveleyip gittiler. Nefes almayı unuttuğumu onlardan uzaklaşınca fark ettim. Eve yürürken kendimle gurur duyuyordum. Ben onlar gibi değildim. Okuldaki zorbalar gibi değildim. Kaybeden değildim.

Bu hikaye biraz uzun sürdüğü için ikinciyi pas geçiyorum ve yazının başına dönüyordum. Evden çıkarken kendime verdiğim sözü sorguluyordum. Artık içinde duygu olmayan birlikteliklerden uzak duracaktım. Enerjimi temiz tutacaktım. Ne istediğimi biliyordum, kendim gibi birini arıyordum. Onunla yaşamak istediğim şeylerin taklitlerini başkalarıyla paylaşmayacaktım artık. Söz verdin Murat diyordum, kendine söz verdin. Kim söylemişti hatırlamıyorum, “tutması en zor sözler, kişinin kendine verdiği sözlerdir” diyordu. Gerçekten de öyle miydi? Kendime verdiğim çok söz vardı ve sadece en büyük olanlarını tuttum. Görece daha önemsiz, ya da içinde bulunduğum koşullara göre, sözlerimi tutmadığım oldu. Evet, kendimize verdiğimiz sözleri tutmak zordu.

Kendimle gurur duymamın üzerinden 3 gün geçmişti ki, bir meslektaşımla buluştuk ve ben yine kendimi sorgulamaya başladım. Kesin bir cevabım olmadığı için beklettiğim sorular, rahatsız olduğum durumlar, yaşadığım yer, etrafımdaki insanlar, sürekli yaptığım yolculuklar, kaplumbağa gibi evimi sırtımda taşımam. Bunları mı istiyordum? Bu hayatı yaşamak için mi ikinci mühendis olarak gemiye çıkmıyordum. Hani sevgiyi arıyordum, iki yıldır karadaydım ve ne bulmuştum. Koskoca bir hiç mi? En azından kendimi sevebilmeyi öğrenmiş miydim? Sahi ne yapıyorum ben iki yıldır karada. Neden gemiye gitmiyorum? Aylık maaşının ne olacağına baktın mı Murat? Sen bundan vazgeçiyorsun. Senin ehliyetin bende olsa ben gemiye giderdim Murat. Sen bu işi yapmak istiyorsun galiba ama bu bir illüzyon, avrupada bile sadece 3-4 çift var sadece bu işi yaparak geçinen. Burada kazandığını yine burada harcıyorsun. Aç kalacaksın haberin yok. Ben seni düşünüyorum. Yine dans et. Yılda bir kontrat çalış. Akademik hayat türkiyede olmaz. Seni angarya ile boğacaklar, yine bir şey üretemeyeceksin. O saati o zaman alacaktık, şimdi üç katına çıkmış. Demek ki yanlış yerlerde birini arıyorsun. Ben hala çalışıyorum yorulmuyorum, sen bu yaşında çalışmıyorsun. Bu günlerin geri gelmeyecek. Ne yaparsan gençliğinde yaparsın. Halan senin düğününü görmeyi çok isterdi.

Sahi ne yapıyordum ben. Sürekli hiçbir şey paylaşamadığım insanların arasındayım. Çok yalnızım. Gemide yalnızdım evet ama bahanem vardı. Şimdi insanların arasında yalnızdım. Lisede hissettiğim gibi yalnızdım. Arkadaşımla buluştuktan sonra milonganın yapılacağı yere yürüyordum. Yol boyunca ağladım. Yalnızlığıma ağladım. Bildiklerimin beni yalnızlaştırmasına ağladım. Değer verdiğim, önemsediğim şeylerin farklı olması beni yalnızlaştırdı ona ağladım. Karşılıksız aşklarıma ağladım. İlk defa karşılıklı sevgiyi tattığım aşkıma ağladım. Hak ettiğim değeri göremediğimi düşünüp ağladım. Birkaç gün sonra doğum günümdü. En çok değer görmem gereken yerde, kendi evimde yaptığımız son kutlamayı düşünüp ağladım. Bir yıl çalışmayınca, hayatımı değiştirmek isteyince babamın bana karşı takındığı tutuma ağladım. Bugüne kadar hep örnek öğrenci, hep örnek evlat olmuştum. Sevilmem için kendimden vazgeçmem mi gerekiyordu? Ölmeden önce yapmak istediğim şeyler olduğu için gemiyi bıraktım. Ne zaman olacağını kimse bilemez ama en azından hayatımı para karşılığı satarken olmamalıydı. Sağlığım için bırakıyordum. Okuldan mezun olurken hayalim 2 kontrat çalışıp para biriktirerek oyunculuğu kovalamaktı. Gemide çalışmak için fazla şey biliyordum. Öğrendiğimiz her şeyin, yaptığımız her aktivitenin, her sporun günün sonunda taşıdığımız bir yük olduğunu anladım. Çünkü özlüyordum. Kürek çekmeyi özlüyordum, ringe çıkıp yumruk atmayı özlüyordum, dans etmeyi özlüyordum, şiir okumayı, küçük oyunlar için ezber yapmayı, koroda şarkı söylemeyi. Çok yönlü olmayı abartmıştık. Sevilebilmek için miydi bütün bunlar, herkes tarafından kabul görmek için mi? Gerçekten ne istediğimi, kim olmak istediğimi bulmaya çalışırken bir anda istenmeyen kişi olup çıkmıştım. Bu kadar kolaymış meğer gözden düşmek. Kimseye kızgın değilim. Kırgınım sadece. Okuldan bir arkadaşıma bana kızgın mısın diye sorduğumda “hayır, sana kırgınım” demişti. Kadıköy iskelede denize karşı konuşuyorduk. Kızgın olmasını tercih ederdim.

Yeni kurmaya çalıştığım düzende aklımı kurcalayan çok şey var. Başka alternatifim olmadığı için kabullendiğim durumlar. Rahatsız olduğum duygular, kişiler. Fakat yok, alternatifi yok. Bugün elimde olanlarla ilerlemek zorundayım. Bildiğim ve beni zaten daha önceden rahatsız etmiş olan şeyleri tekrar tekrar duymak bana iyi gelmiyor. Cevabı olmadığı için rafa kaldırdığım soruların tekrar tekrar sorulması. Başkası yapsa belki umursamam ama değer verdiğim insanlar bunu yapınca etkileniyorum.

Bu ruh haliyle yeni yaşıma girdim. Hoş geldin 30’lar. Dostlarımla görüşmeyince enerjimin tükendiğini, onlarla yeniden bir araya gelince anlıyorum. Değerimi bilenlerle vakit geçirdiğimde enerji doluyorum. Güçleniyorum. Kendime güvenimi tazeliyorum. Nedenlerimi hatırlıyorum. Beni hayata bağlayan değerli dostlarım “iyi ki” varlar. Hepinize teşekkür ederim. Günün sonunda düşmanımın ben olduğunda karar kıldık. Kimseye gerek olmadan kendime en büyük kötülükleri yine ben yapıyordum. Öğreniyorum. Kendimi iyileştirmeyi de öğreneceğim. Kendimle savaşım ne zaman bitecek diye düşündüm ve kendimle olan ilişkime savaş demeyi bıraktığımda başlayacağız galiba.

Uzun, yorucu bir yazı oldu. Bu depresif halimi dostlarımın sayesinde geride bıraktığımı tekrar belirtmek isterim. Tekrardan hedefime odaklandım. Yaydan çıkmış bir ok gibi, ya da benim kullanmayı daha çok sevdiğim tabirle, roket gibiyim.

Sevgiyle kalın.

Düşman” için bir yorum

  1. “Öğrendiğimiz her şeyin, yaptığımız her aktivitenin, her sporun günün sonunda taşıdığımız bir yük olduğunu anladım.”
    Güzel tespit .

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın