Çok sıkıldım. Bugün aynı şeyi S. söylediğinde “sıkı can iyidir çabuk çıkmaz” dedim. Kendime aynı şeyi söyleyemiyorum. 30 gündür seyirdeyiz ve 15 günümüz daha var. 11 Kasım, karaya en son ayak bastığım tarih. Dışarı çıkabilmenin ne kadar önemli olduğunu yeniden hatırlıyorum. Bundan önceki iki hafta çok sancılı geçti. Yanlış operasyonlardan kaynaklı arızalar ve bunu sadece benim umursuyor olmam. Herkes gönül rahatlığıyla çayını çorbasını içerken benim dünyanın yükünü omuzlarıma almış gibi çalışmam. Ve üstüne yine tatsızlıklar, uğraşmalar. Adalet istiyorum hakim bey. Yanlış anlaşılmak istemiyorum, şüphesiz adalet yerini bulacak fakat içimde tutamadım.
Bu hafta işler biraz yoluna girince vücudum koyverdi. Sen beni perişan ettin şimdi hasta olup yat bakalım dedi. O hasta ol yat dedi ama gemideyiz oğlum, ne yatması, ne hastalığı. Kamaranın her yerinde çılgınca aradığım boğaz spreyimi ve pastilimi kesinlikle bulamadım. İlk defa boğazım ağrıyordu ve ikisi birden beni bırakıp gitmişti. Yardıma ihtiyacım olduğunda hep yalnız kaldığım gibi. Sonra neden her şeyi tek başına çözmeye çalışıyorsun. Bu yüzden işte. İlaçlarım bile kayboldu. Makine dairesinde de öyle oluyor. Ne zaman bir yardım gerekse tek başımayım. Neyse ki üstesinden gelecek gücüm var ama yoruldum.
Öyle mi Ata “ dinlenmemek üzere yola çıkanlar, yorulmaz mı?”. Ben de pek gözü kara çıkmıştım yola ama hayat güzel kardeşim, bir şekilde yormayı beceriyor. İşler yolundayken hava kötü, hava düzelince insanlarla aram kötü, makine kötüyken insanlarla aram yine kötü. Gerçi siz insanlar dediğime bakmayın 3 kişi sadece. Gerçi onlar da sayılmaz ya neyse. Olgun Murat bu zamana kadar öyle ya da böyle getirdi ilişkileri fakat ne zaman rol yapmayı bıraksam yine sinir harbi başlıyor. Oyunculuk çalışmaya mı geldim mühendislik yapmaya mı geldim belli değil. Mühendislik yapılmıyormuş zaten benden önce, benim yapmama da pek izin verilmedi zaten. Bu ayrı bir yazının konusu olsun.
Afrika’nın ucundan döneceğiz bugün kısmetse, ya da yarın. En azından Cape Town’un oralara geldik. Hava güzel olmasına güzeldi ama yine iyi sallandık. Yatağımın rahatsızlığıyla birleşince uykularımı benden aldı ama olsun. Cuma günü doğum günümdü. Bilen bilmeyen seven sevmeyen pek çok insan kutlamadı. Benim de çok umurumda olmadı. Sadece kendi kendime bugün benim doğum günüm kelimeler büyüyor ağzımda dedim. Sonrasını Teoman’dan dinleyin. Şarkının tamamını da söylemedim zaten. Tek bir cümleyi iki kere mırıldandım. Yok mırıldanmadım da aklımdan geçirdim sadece.
Yemekler bana yetmiyor. Bazen de sıkılıyorum yemeklerden. Aşçı eskiden daha güzel şeyler yapıyordu. Gerçi onu da övmeyi bıraktım bununla bir ilgisi olabilir mi bilmiyorum. Gemideki dükkanda da sigaradan başka bir şey yok. Hindistanda 10 kilo fıstık sipariş etmenin hayalini kurdum. Her akşam yarım kilo fıstık yiyebileceğime inanıyorum. Güzel şeyler de oluyor. Fransa’dan aldığımız kırmızı elmaları kimse yemiyor. Ben çok sevdim, kimse yemediği için de çok seviniyorum. Her gün iki elma yiyebiliyorum. Haftada bir çıkan ve kimsenin yüzüne bakmadığı sadece benim yediğim kurabiyeleri de unutmayalım.
Spor yapamadığım için de mutsuzum. Biraz küçüldüm. Lacivert gömleğim hala dar geliyor gerçi ama bugün S. ile konuşurken giyebildim. Müze gezmeleri, güneşin altında değişen gözlerinin rengi ile yine harika görünüyordu. Spor diyordum pardon. Yeni egzersiz programım çok güzel fakat henüz başlayamadım. Çünkü programdaki her şeyi aynı yerde yapamıyorum. Barfiks çektiğim yerde plan yapamıyorum, parmak çalıştığım yerde şınav. Bir çaresine bakacağım artık. Belki haftada 3 günden 6 güne çıkarıp bölerek yaparım.
Yemeğe biraz daha geç gidebilmek için yazıyı uzatıyorum. Kimseyi görmek, dinlemek istemiyorum. Yemekten aldığım keyfi azaltıyorlar. Bir de yemekten sonra çalışmayı düşündüğüm için de yemeğe geç gitmek istiyor olabilirim. Raporlar raporlar. Hem kendim için hem gemi için raporlar. Garip. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Elbet bugünler de geçecek ve ben bu yazıyı yeniden okuyabilirsem kesinlikle güleceğim kendime. Sonra da beğenmeyeceğim yazdıklarımı. Ne kadar abarttın Murat, onu niye yazdın Murat, kime sitem ediyorsun Murat falan filan.
Oysa herkes kendisiyle meşgul, aslında bir özel isim, bir kitap ismi, kısa öykülerden oluşan bir kitap. Up uzun cümleleriyle sesli okumamı güçleştiren, kurgusu ve yazım tarzıyla beni kendine çeken kitap. Çağatay tavsiye etmişti, nokta atışı yapmış. O bilir böyle şeyleri. Çekmecemi toparlarken yüzüklerimi de takmıştım. Onlar da sıkıyor artık parmaklarımı. Ellerim de büyümüş. Şimdi onları çıkarttım. Valizimi yeniden toplarladım. Sanki valizimi toplayınca inecekmişim gibi. Karadaki hayatımı çok mu özledim hayır, birkaç kişi var görmek istediğim sadece bu.
Saçlarım uzuyor. Kontrolden çıkmışlardı bir süre, şimdi daha iyiler. Taradığım çekli değiştirdim. Bugün saç kremi ve argan yağı da sürdüm. Haftada bir de Biotin içiyorum. Eczacıya saçlarımı korumak için ne kullanabilirim diye sorduğumda onu vermişti. Bu saate kadar herkes yemeğini yemiştir ve ilk çaylarını içmiştir. Acaba 10 dakika daha gevezelik yapsam da ikinci çaylarını da almalarını mı beklesem. Yoksa seltir et deyip insem mi ? Çok önemli kararlar aldığım bir gün daha. Bu süreçte yanımda olup beni dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Denizden hiç bahsetmedim. Harika. Gökyüzü açık mavi ve bembeyaz bulutlar sağa sola dağılmış. Denizin rengi değişken, bazen lacivert, bazen yeşil, gri olduğu yerleri bile gördüm. Esas önemli şeyi söylemedim. Kuş gördüm. Uzun zamandır hiç kuş görmemiştim. Kahverengi balıkçıl kuşlar denizin üzerinde balıklara korku dolu anlar yaşatıyordu. Seslerini bile duydum. Pencerem havaya, toza, kuş seslerine açıktı çünkü. Güzel kuşlar. Derken büyük bir balık çıkıp kuşların birini kanadından yakaladı ve dalganın içinde kayboldular. Yok bunu ben görmedim, bir belgeselde karşıma çıkmıştı. Kendi gözlerimle görmek ilginç olabilirdi fakat kuşlar benimle aynı fikirde değil penceremin önünde daireler çizmeye başladılar. Sesleri de biraz değişti. Çok geç olmadan önce bilgisayarı sonra camı kapatayım.
Sevgiler