Masa

Sağ ön koltuğa oturmuş camdan dışarıyı izliyorum. İçimde herhangi bir kıpırtı yok. Heyecanlı değilim. Gittiğim için üzgün de değilim. Uyuşmuş bir halde olacakları bekliyorum. O gittiğinde masanın altına girip ağladığım adam götürüyor beni havalimanına. Kimse benim için masanın altına girmiyor galiba. Girsin de istemem zaten, ben kendi gidişlerim için de ağlarım. Tek farkı bu sefer masanın altına giremiyor olmam. Sert bakışlarımın arkasında ağlarım. Uzun sakallarımın, kirli ellerimin arkasında ağlarım. Başım dik, yumruğumu masaya vururken ağlarım bu sefer. Masanın altında değil. Yaptığımız şey değişmiyor ama nasıl yaptığımız değişiyor sadece.

Üçüncü köprüyü geçerken aklımdan geçiyor hepsi. Bu sefer üstünden geçiyorum üçüncü köprünün. Kaşarlaşmış bir üçüncü mühendis olarak gemiye katılabilmek için. Taze bir mühendisken de altından geçmiştim. Köprü daha yeni yapılıyordu. Üzerinde işçiler çalışıyor, altında işçiler çalışıyor. Gemiler geçiyordu bitmemiş köprünün altından ve gemide de işçiler çalışıyordu. Bütün işçiler bir an durduk. Yüzlerimizi net seçemiyorduk tabii ki ama silüetlerimiz belliydi. Kim iri kıyım, kim zayıf anlayabiliyorduk. Gözlerimizin olduğunu sandığımız yerlere bakıp, birbirimize el salladık. Onlar bizi gördü biz onları. Birbirimizin varlığına ve yaptığı işe şahit olduk. Anlam kazandık. Yaşıyorduk ve bunu başkaları da görüyordu. Görülme isteği. Tanınmaya karşı duyduğumuz özlem. Ben de varım, ben de yaşıyorum! Aynı gökyüzünün altındayız. Aynı havayı soluyoruz. Beni unutmayın.

Birkaç nasihat dinliyorum babamdan. Hepsi bildiğim şeyler. Kimseyle fazla samimi olma, evraklarını günü gününe yapmaya çalış. Vücudunu fazla zorlama, dikkatli ol. Akşamları manual oku, mesleğini öğrenmek için elinden geleni yap, işten kaçma, yaptığın işleri yaz. Farklı bir sorunla karşılaşırsanız çözümünü yaz. Teşekkür ederim. Hepsini biliyorum ama çoğunu yapamayacağımı da biliyorum. Yazık, bu kadar öğüt boşa gidecek. Ama üzülme bugüne kadar nasıl yolumu bulduysam yine bulurum. Hem benim neler yapacağımı duymaya değil, onları nasıl yapacağımı duymaya ihtiyacım vardı hala var ama bana onu söyleyen kimse yok. “Senin yaşındayken kızlar benim peşimde koşardı, senin neden kız arkadaşın yok” demenin bana nasıl yardımı olmadıysa; ben çalışırken şöyle okudum, böyle kendimi geliştirdim demenin de bir faydası olmuyor. Ya da ona böyle yap dedim şuna şöyle iş verdim demenin de bir katkısı yok. Kendimden iri çocuklar tarafından tartaklandığımda da kimse yoktu yardım isteyeceğim, sen gemideydin. On yaşında denge politikasını öğrenmiş bir çocuk olarak başımın çaresine bakabileceğimi düşünüyorum. İkinci mühendis problemliyse, baş mühendisle aramı iyi tutarım. Baş mühendis kötüyse kaptanla. Kaptan kötüyse şirketle. Yani hep bir üstüyle.

Atından geçerken devasa görünen köprüyü bir solukta bitirdik. Arabalar gemilerden daha hızlı. Biraz erken çıkmıştık ne olur ne olmaz diye. Nereye gideceğimi güç bela hatırlıyorum. İlk defa tek başıma gideceğim. Daha önce iki kişi gittiğimiz de olmuştu. Hem de o zaman Kolombiya’ya gitmiştik. 21 saat sürmüştü yol. Bu sefer yakın, İngiltere. Dünyaya “medeniyet” götürmüş, bir zamanlar üzerinde güneşin batmadığı ülkeye. Önyargılar ve ben. Gemide bir arkadaşım var en azından. Dediğine göre gemidekiler deliymiş. Zaten normalini beklemiyordum o yüzden şaşırmadım. Delilerle deli olma zamanı.

Uçağın canımdan baktığımda, artık bana toprak kadar uzak olan kendime birkaç damla gözyaşı. Masanın altına girmeden.

Masa” için bir yorum

  1. Son derece akıcı ve keyifli okunan kısa öyküler.Samimi ve güzel tasvirlerle süslenmiş özenli cümleler. Okurken büyük bir keyif aldım.Yazılarından ümit damlaması dileğiyle…

    Beğen

Yorum bırakın