Kelimeler

Yıllar önce bir şiir yazmıştım. “Susalım sen ve ben birlikteyken, konuşursak yaralarız birbirimizi sözcüklerle. Yalanlar söyleriz.” diye başlayan. Bugüne kadar yazıp çizdiklerim hep bir tecrübenin sonucuydu ve yine bir tecrübe yazısı olacak.

Kelimeler gerçekten bazı anlamlara gelmiyor. Seni seviyorum demek aslında ne kadar kolay. Bugüne kadar hiç kolayca söyleyemedim bu cümleyi. Çünkü içi dolu olmalıydı. Hiç ilk söyleyen ben olmadım. Hissetmedim çünkü. Yalan söylemek de önce kendimi aldatmak anlamına geldiği için hep kaçındım. Hep hislerime güvenerek yaşadım. Bana ilişkilerimin yürümeyeceğini söylediğinde hep vazgeçen taraf oldum.

Savaşmadan, mücadele etmeden vazgeçince de aklımda şu soru belirdi; “Acaba ben korkakça mı davranıyorum?”. Bilmiyordum, hemen kestirip atmam, acı çekmemek için kendimce bulduğum bir çözüm müydü? Hislerim ne kadar doğru söylüyordu? Bu sorular aklımda yoktu fakat son ilişkimin içinde zihnimde canladılar. Çünkü yeniden bir şeylerin yanlış olduğunu ve gitmem gerektiğini hissediyordum. Kendimi gözlemlemeye, anlamaya çalıştım. Sevmekten mi korkuyordum, bir insanı olduğu gibi kabul etmekten mi korkuyordum, değişmekten mi korkuyordum, neden kaçıyordum? En ufak bir tartışmada ayrılmayı düşünüyor, fikir ayrılıklarını çözümü olmayan konular olarak görüyordum. Kendimle bir mücadele içine giriştim. Beynimin ve kalbimin savaşı.

Beynim ve kalbim savaşıyordu. Kalbim sevilmediğini, kullanıldığını hissediyordu. Beynimse, onun ağzından çıkan sözcüklere inanmak istiyordu. Bana beni sevdiğini söylüyor, bana kendini güvende hissettiğini söylüyor, iyi ki var olduğumu söylüyor. Beni gerçekten önemsiyor olmalı. Fakat kalbim her şeyin farkında olarak beni uyarıyordu. Murat yapma, eşyalarını al ve git Murat. Seni sevmiyor, seni önemsemiyor, seni sadece kullanıyor. Sonra aklım eline mikrofonu alıp başlıyordu konuşmaya; Murat, bak sıkıntıları var kızın, zor günler geçiriyor. Hiç sabırlı hiç anlayışlı davranmıyorsun, neden zaman tanımıyorsun? Her şey bir anda olmaz ki. İkisine de hak veriyordum. Gitmekle kalmak arasında sıkışmıştım. Belki duymam gerekenleri duyuyor fakat hissetmem gerekenleri hissedemiyordum. Zor yoldan öğrendim ki her zaman önceliğim hislerim olmalıymış. Eski yazılarıma da baktığımda aslında hislerimle hareket ederek ne kadar mantıklı kararlar aldığımı görüyorum. Ama hepsi bir yana ben artık düşünmek istemiyordum. Hesap kitap yapmak, şöyle olur böyle olur diye yarında yaşamak istemiyordum. Anın içinde kalmak ve mutlu olmak istiyordum.

Ne zaman ki düşünmeyi bıraktım, o zaman kaybettim. Daha ilişkiye başlarken düşünüyordum, Murat ilgini çok belli etme yoksa elinde patlayacak. Sakin ol Murat. Başkaları da vardı konuştuğum ama aklım hep ona gidiyordu. Dedim ki Murat madem gelişmek ve ilerlemek istiyorsun kurtul bakalım düşüncelerinden. Çıkar bakalım zırhını miğferini, bırak kılıcını elinden. Yaralanacaksan da yaralan artık. Bir kere bile olsa düşünmeden yaşa. İçinden geldiği gibi göster sevgini. O artık senin için dünyanın en güzel kadını olsun. Sev onu Murat. Bugüne kadar kimseyi sevmediğin gibi sev onu, kimseye göstermediğin sıcaklığı, ilgiyi, değeri göster ona Murat. Yan Murat dedim. Yan. “Aşka uçarsan kanatların yanar” diyenlere inat “Aşka uçmazsan kanat neye yarar.” diyenler gibi yan dedim. Sonrasında tabii ki yandım. Yaptığımız paylaşımların derinliğine, ortak yaralarımız olduğuna inanarak yandım. Zaten zırhımı çıkarmıştım üzerimden. O kaçtı ve ben bir yere kadar peşinden koştum. Bugüne kadar hiç ağlamadığım kadar ağladım. Hiç yalnız hissetmediğim kadar hissettim. Kendi değerimin bu kadar farkında olmasam, öz güvenim bu kadar yüksek olmasa perişan olurdum. Eğer benim yerimde güçsüz, kendine güvensiz bir insan olsa yok olurdu. Kalbimi ne kadar susturmaya çalışsam da bir sınırım vardı. Peşinden koşmayı bırakacağımı ve ona düşünmesi için zaman vereceğimi söylediğimde, yine kelimelerle yakaladı beni. Önce biraz yakınlık gösterip kalbimi yatıştırdı ve dümene tekrar beynimin geçmesini sağladı. Sonra da içi boş kelimelerle ve yalanlarla zihnimi bulandırmaya devam etti.

Eski Murat olsa işine gelmediği anda oradan uzaklaşırdı ama yeni Murat durdu. Öyle ya da böyle bu ilişkiden bir şey öğrenecektim. İyi ya da kötü hayatımda bir şeyler değişecekti. Kendimle ilgili bir şey keşfedecektim. Yaşadığım her olaya böyle bakıyorum. Çünkü er ya da geç sular duruluyor ve taşlar yerine oturuyor. Son iki ayda hayatım alt üst oldu. Kendi içimde bitirdiğimi sandığım savaşları aslında tam da kazanmamış olduğumu fark ettim. Yeniden içimde bir şeylere sahip olma ihtiyacı uyandı. Para kazanma isteği geldi. Daha iyi, daha güçlü biri olmayı arzularken buldum kendimi. Yeniden kitap okumaya başladım. Hem onun kendi iç dünyasındaki savaşı, hem ilişkimizdeki savaş, beni tekrar harekete geçmeye zorlamıştı. Kapattığım defterleri yeniden açmaya ve neyden korktuğumu bulmaya çalıştım.

Geçtiğimiz hafta sonunu tek başıma geçirdim ve uzun bir süre sonra ilk defa mutluydum. Milongaya tek başıma gittim ve çok eğlendim. 3 gün üst üste tırmanışa gittim ve çok eğlendim. Ben tek başıma mutlu bir insandım. Kendimi hatırladım. Onu değil, kendimi birinci önceliğim yapınca neşem geri geldi. O döndüğünde keyfimin kaçacağını ve sorunların için çekileceğimi hissediyordum. Öyle de oldu. Aslında bu çilem bana kalsa biraz daha devam edebilirdi ama “Değersiz” yazım işleri hızlandırdı ve ilişkimizin bitmesi için onu zorladı.

Kendi gözlerime taktığım at gözlüklerini çıkarınca, pek çok davranışı gerçek anlamlarıyla yorumlayabilir hale geldim. Evet, aptallık etmiştim. Gülünç duruma düşmüştüm belki. Fakat benim değerimden bir şey eksilmemişti. Aksine kendi gözümdeki değerim arttı. Sevdiğim, değer verdiğim zaman nasıl bir insana dönüştüğümü gördüm. Kendimle gurur duydum. İşte böyle sevmeliydim, karşılık beklemeden, içimden geldiği gibi, hür. Yarını ve sonunu düşünmeden kendimi bıraktım. Bütün farklılıklarımıza rağmen benzerliklerimize tutundum. İyi yönlerini görmeye, kötü yönlerini kabul etmeye çalıştım. Onu değiştirmeden, olduğu gibi kabul etmeye çalıştım. Sevgi böyle olmalıydı çünkü. Çok şey kazandım. Bugüne kadar kırdığım, üzdüğüm bütün kadınların da kefaretini ödemiş gibi hissediyorum. Yeterince acı çekmiş ve yeniden doğmuş. İlişkinin başında ona “ben yeni doğdum, bugüne kadar yaşamamışım” diyordum. Oysa ilişkinin sonunda söylemem gerekiyormuş.

Herkes ve hiç kimse için. Sevgiyle kalın.

Yorum bırakın