Baş başa

Kendimle kalmaktan sıkılmıyorum. Düşüncelerimden korkuyor olabilirim belki biraz. Kendimle konuşmayı seviyorum. Aynaların karşısında olmamış ya da artık yaşanması mümkün olmayan olaylar üzerine çok konuştum. Ayna karşısında ayakta durmaktan sıkılınca telefonun kamerasını açıp hem video çekip hem kendimle konuştum. Çünkü gemilerde yaşadıkça gördüm ki kimseye güvenemiyorsun. Bir gün iyi davranıyorlar seviniyorum ya da bir gün dertli oluyorlar üzülüyorum ve paylaşmak istiyorum. Konuşmak istiyorum onlarla fakat onlar o kadar bölünmüşler ki. Her gün farklı biri olarak çıkıyorlar karşıma. Oysa her gün aynı görünüyorlar. Ben diğer yandan, her gün farklı görünüyorum. Bazen uzun sakallı bazen kısa, bazen bıyıklı, bazen uzun saçlı bazen kısa. Hep yeni bir yüz. Zihnimi de temizliyorum tabii kalbimi de. Fakat ruhum ve karakterim değişmiyor. O hep aynı Murat.

İnsanlardan çok şey öğreniyorum. 50-60 yaşlarında çocuk adamlarla çalışıyorum. Bir sümer atasözü der ki “biliyorsun neden öğretmiyorsun” fakat öğretmiyorlar. Neden korkuyorlar bilmiyorum. Kendileri iyi olmayı hedeflemiyorlar, diğerlerinin kötü olmasını istiyorlar. Sadece gülmek gerek aslında çünkü benimle ilgili bilmedikleri şey benim her şeyi kendi kendime öğrenmiş olmam. Bana kimse bir şey öğretmedi. Yani tecrübeli olduğum yerlerdeyiz. Yine ahlaksız kocalar görüyorum. Yaşına başına aldırmadan limanlarda paralı askerlerin peşinde koşan. Barlarda sarkıntılık yapmaya çalışan. İki gün önce çok duygusaldım. Şükrettim. Hem babam için hem annem için. Ne güzel sabretmişler birbirlerine. Babam bize ne güzel bir anne bulmuş. Ve bütün bu pisliğin içinde kendini koruyabilmiş. Annemi aldatmamış. Aldatmama özelliğim babamdan geliyor galiba. Birlikte çok şey paylaşmamış da olsak, annemi (benim hayal ettiğim gibi) sevdiğine hiç inanmasam da, en azından hep dürüst oldu. Saygı. Annem de babama ne kadar anlayışlı davranmış. Zor bir adam ve onun zor ailesiyle olan ilişkilerini yönetebilmiş. Bize güçlü ve dürüst bir baba bulmuş ve onu sevmeye, anlamaya çalışmış.

Kardeşimi aradığımda ona da bunlardan bahsettim. Aslında evi arayıp anneme ve babama da teşekkür etmek istiyordum ama sadece havadan sudan konuşabildim. Gerçekten eskiden bu konu hakkında hiç düşünmemiştim fakat şu soru çok değerli “çocuğumun partnerime benzemesini ister miyim?”. Evlenirken kendimize eş seçiyoruz fakat olası çocuklarımıza da anne-baba seçtiğimizin farkında mıyız? Gençlik ve cinsel hazlar biraz geride kaldığında önce çıkan bu oluyor. Hep söyledim, yine söylüyorum; kendim gibi birisini arıyordum. Paralel bir inançla yetiştirilmiş. Kendini geliştirmiş. Çok yönlü. Güler yüzlü ve sevgi dolu. Gerektiğinde mesafeli. Her yönden birbirimizi tatmin edebileceğimiz bir eş. Doğuştan gelen güzelliktense insanın kendine kattığı değerleri tercih ederim.

Birkaç gündür zihnimi meşgul eden başka bir konu daha vardı. Hava yememiz, geminin sallanması, uykusuzluk ve fazla mesailer değil. Başka bir konu. Onun sırtlanların içine gidecek olması. Oradaki hemen hemen herkesi tanıyorum. Onlar da beni tanırlar uzaktan. Her ne kadar o ormanda ben de yaşamış olsam da korkuyordum. Kendime olan güvensizlik diye hemen etiketlemeyin. Sırtlanların ve çakalların arasında bir aslandım ben. Kimseye bir şey ispatlaması gerekmeyen, neyse o. Fakat o tanımıyordu onları. Ben de onu ne kadar tanıyabildiysem o kadar tanıyordum gerçi. Ormandan o kadar nefret etmiştim ki kendimi denizlere zor atmıştım. Şimdi onu o bataklığın içinde tek başına düşünmek. Etrafı sarılmış düşünmek. Onu kalbimde taşırken bunu düşünmek çok zordu. Ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordum çünkü. Onun bir dişi aslan olabileceğini bilmiyordum. Umarım öyledir. En azından öyle olduğunu söylediler. İçim rahatladı. Neden bilmiyorum? Neden bu kadar ümitlendim bilmiyorum?

Bana çok benzediğine inandım galiba. Ona çok garip geldi ilk söylediğimde. “Beni en çok etkilen yetiştirilme şeklin” dediğimde şaşırdı. Çok insanla tanıştım; dans eden, spor yapan, kitap okuyan, giyinmesini bilen, zeki, güzel fakat hiçbiri, hiçbiri böyle yetiştirilmemişti. O yüzden hiçbiri bana benzemiyordu. Onlarla aynı yöne doğru gitmemizin imkanı yoktu. Bu yüzden hiçbirine şans vermemiştim zaten. Görünen köy kılavuz istemezdi. Şimdi böyle bir insana bu kadar yakınken, onu ormanda tek başına ve savunmasız düşünmek. Belki kendime acı çektirmeyi seviyorum ama bana yanıldığımı gösterdi. Mutlu oldum. Hem orayı gördüğünde beni daha iyi anlayacak. Yazdıklarımı, anlattıklarımı izleyecek. Neyden kaçtığımı bilecek. Bana yakınlaşacak.

Bu aralar biraz güçten düşmüş hissediyorum. Biraz uykusuzluk biraz ona duyduğum özlem. En azından iç denizlere gireceğiz sabaha karşı, hava durulur umarım. Yarın iki ay bitecek kısmetse. 60 gündür gemideyim. Vay be iki ay yazmakla 60 gün yazmak arasında his farkı varmış. Güzel bir süre, kalbim ve zihnim bambaşka yerlerde. İyi temizlik oldu. Dalgaların arasında ben de yıkandım. Fransaya hiç gitmemiştim. Gittim. Beni uzak doğuda Fransıza benzetenler haklıymış, Fransada da beni Fransız sandılar, ağzımı açana kadar tabii. Yürüdüm. Bütün şehri (hemen hemen) baştan sona yürüdüm. Oradan Liverpool’a geldik. 5 yıl aradan sonra yine aynı şehir. Farklı bir tat aldım. Bildiğim bir yere yeniden gitmek. Aynı sokaklarda dolaşmak, aynı yerlerden fotoğraflar çekmek.

Yakın zamanda bunlar yaşandı. İki değerli dostum biraz korkuyorlar herhalde fakat yorulduğumu söylemem dert yanmak ya da isyan etmek için değil. Durumumu paylaşıyorum sadece. Kontrolümü kaybetmedim. Yoksa ne saçmalıklar yaşandı yeniden. Eskiden olsa lafı oturtur çarşıyı karıştırırdım. Şimdi ise ağzımı açmıyorum. Aurelius’un dediği gibi üzülüyorum onlar için. Benim artık bir hayalim var. Benim gideceğim ülkeler, yaşayıp yaşatacağım duygular var. Lütfen merak etmeyin. Gemiye çıkan Murat değişmedi. Sadece az güneş aldı, az uyudu, çok çalıştı, çok sorguladı, çok hata gördü. Neyseki o vardı kontratımın başından beri de sadece kendimle konuşmuyorum. Onu düşünmek bile yüzümü güldürmeye yetiyor.

Biraz uyumaya çalışsam iyi olacak. Yine sallanıyoruz ama dün gece hiç uyumadım ve sabaha karşı da yakıt alımı var. “Senin kalitende bir adam güçlü olmalı” diyorsun değil mi abi?

Being deeply loved by someone gives you strength, while loving someone deeply gives you courage.”

So we don’t have nothing to worry about. I feel loved by many and I have nothing but love in my heart. Sevgiyle kalın.

Yorum bırakın